
Gazete başlıklarında, televizyon konuşmalarında, ünlü işadamlarının sabah 6.5'ta kalkıp erkenden çalışmaya başlamasını örnek göstererek "çok az çalışıyoruz biz, tembeliz biz" eleştirisini getiriyoruz. Gazetelerin iş yaşamına ait ekleri ya da dergiler krizden kurtuluş için verdikleri reçetelerde sıksık "artık çok çalışın" diyorlar. Uzman gözüyle verilen öneriler, işiniz bitmeden ofisinizi terk etmemeyi, erken gelip geç çıkmayı öğütlüyor.
Ya hep ya hiç mi desek, yoksa "vur deyince öldürmek" deyimini mi kullansak? Ya da bizde hiç bir şeyin ortası yok diye mi belirtsek bilmiyorum ama bu konuda uçlarda geziniyoruz. Sekiz saatlik mesainin en fazla üçte birini elle tutulur bir işle geçirenlerimiz de var, gerçek anlamda kendini çalışmaya kurban edenlerimiz de. Bulgularımız iki önemli başlıkta toplanıyor:
- İşte geçirdiğimiz ya da işe ayırarak geçirdiğimiz saatleri verimli ve etkin kullanmak konusunda yaygın sorunlarımız var.
- Özellikle orta ve üst düzey yöneticilerin çok çalışma efsanelerini yürekten takdir ediyoruz.
İşe ayrılan saatlerin verimli kullanılması üzerinde durulması gereken bir konu.
Çalışma masasının başında, hatta işyeri olarak gördüğümüz mekanda geçen her dakikayı "çalışma" olarak gören ve çok yoğun olmaktan yakınan kişilerin sayısı hiç de azımsanacak durumda değil. O süresin ne kadarını iş üretmekle geçirdiğini hesaplayan insanların sayısı da parmakla sayılabilecekten fazla değil.
- Benim üstlendiğim iş hangi görevleri gerektiriyor?
- Hangi tarz işleri yapmam gerekiyor?
- Telefon konuşmalarından dosyalamalara, yazı yazma işlerinden ziyaretlere, proje ya da fikir üretme görevlerinden toplantılara, planlamadan araştırmaya dek, kaç çeşit iş yapıyor, günde ne kadar saatimi bunlarla geçiriyorum?
Haftada en az altı gününü iş başında geçiren, ailesiyle bile ender görüşen yöneticiler bir yerlere (!) gelmenin gizli formülü olarak çevredekilere örnek gösteriliyor. Üzerinde durmamız gereken her durumda verimlilik olmalı. Çalışırken geçirilen sürenin özenle kullanılması, o sürenin tam anlamıyla tadının çıkarılması ve iyi kullanılan çalışma sürelerinin, hayatımızdaki başka dilimleri işe feda etmeye karşı güçlü bir alternatif olduğunun açıklıkla görülmesi gerek.
Kendini tazelemeyen, yenilemeyen, renklendirmeyen ve zenginleştirmeye fırsat bulamayan bir kişinin orta ya da uzun vadede verimli bir çalışan olacağından söz etmek güç. Bedensel dinlenme bir yana seyrettiğiniz birkaç filmle, ilgi duyduğunuz bir alanda gittiğiniz kurslarla, okuduğunuz romanlardaki , dergilerdeki fikirlerle, satırlarla, gezdiğiniz, gördüğünüz yerlerle tazeleniyor, yenileniyor, renkleniyor ve zenginleşiyorsunuz. Düşünce gücünüz artıyor, hayal gücünüz zenginleşiyor. Her şeyden çok çalışma isteğiniz ve enerjiniz yükseliyor.
İnsan kaynakları profesyonellerinin;
"Çok çalışmak iyidir", " Ne kadar çok çalışırsan, o kadar değerli bir insansın" ve " Aaa falancaya bak, ne güzel kendini yıpratırcasına işine adamış"
gibi efsaneleri şirketlerinden uzak tutmaları gerekiyor.
İşimizi severek ve tamamen işe ayırdığımız saatlerde yapmak, hem kendimize hem işe karşı sorumluluğumuz. Ama tüm zamanımızı çalışarak geçiriyorsak, aynı zamanda hazırdan yiyoruz demektir. Yani önceden öğrendiklerimizden, kendimize önceden kazandırdıklarımızdan harcamak anlamına gelir bu. Oysa depomuzun sürekli yeni şeylerle dolması gerek. Bir yandan da bedenimizin dinlenmesi, yeniden çalışacak hale gelmesi gerek.
Yaprak Eldem, "İnsan Kaynakları Beni Kurtar" adlı kitabından yazarın izniyle alınmıştır. Alfa Yayınları, 2003
Site Haritası | İletişim
Kariyerinfo.com'un tüm hakları "E ve E Danışmanlık ve Özel İstihdam Hizmetleri Ltd." ye aittir.
Türkiye İş Kurumu Özel İzin Belgesi No:21
Copyright ® 2006
powered by

